Arkadaşlık kavramını sorgulayalım mı bugün. Arkadaşlık bir insanın hayatındaki en önemli konu başlıklarından birisidir. İnsan, sosyal bir varlık olduğu için yalnız yaşayamaz. Mutlaka etrafında kendisi gibi birilerinin bulunmasına ihtiyaç hisseder. Paylaşmak, konuşmak ve takdir edilmek için başka insanlara muhtaçtır bir anlamda.
Ama bu söylendiği kadar kolay bir iş değildir. En azından benim hayatımda öyle olmadı. Aslına bakarsanız gözlemlediğim kadarıyla başkaları da bu mesele yüzünden bayağı sıkıntılar yaşıyorlar.
Bu işi en iyi çocuklar hallediyor. Kısa sürede arkadaşlık kurup oyuna dalıveriyorlar. Henüz art niyet, adam kullanma, kıskanma gibi duygulara kalplerinde yer açmadıkları için olsa gerek birbirlerini daha saf bir sevgiyle kucaklayabiliyorlar.
Oysa kendisine “yetişkin” diyen ve bu sayede hafif böbürlenen bizler ne yazık ki çocuklar kadar başarılı değiliz.
Bir insanla tanışıyorsunuz. Bu kişinin elbette kendi cinsinizden olması lazım ki sırlarınızı paylaşırken birbirinizi anlayabilesiniz. İlk zamanlar her şey çok olumlu oluyor. Bu dönemde birbirinizi keşfediyor, kendinizle kıyasladığınızda arkadaşınızın size oranla daha hoş bir çizgide olabildiğini görüyorsunuz. Bu sizi mutlu ediyor. Onun adına seviniyorsunuz ve bazı detaylarda onun gibi davranmayı tercih eder hale geliyorsunuz. Bir müddet sonra aileler tanışıyor ister istemez. Çünkü arkadaşınızın sizin hayatınızda önemli bir yeri olmuş oluyor. Derken eşler de arkadaşlık kuruyor, topluca görüşmeler başlıyor.
Birdenbire arkadaşınız fazlasıyla takdir toplamaya başlıyor. Ayrıca size eskisi kadar vakit ayıramıyor çünkü artık sizin eşinizle dostunuzla da arkadaş olmuş. İki taraflı bir kıskançlık baş gösteriyor.
İşin komik yanı, bu zincirleme kaza, her iki tarafta da yaşanıyor.
Bir süre sonra hayatınıza anlamsızca ilave edilmiş bu gerginlikler sizi yormaya başlıyor. Daha az görüşmeye özen gösterir hale geliyorsunuz. Uzaklaştıkça eskiden beğendiğiniz özellikleri itici geliyor. Ve derken ufak anlaşmazlıklar çıkıyor. Karşılıklı yükselen sesler, kavga, gürültü derken bu sefer kendi aileniz tarafından eleştirilmeye ve sorgulanmaya başlıyorsunuz. Bu durum sizi daha da çok sinirlendiriyor.
Bu arada arkadaşlığınız yara almış ve zedelenmiş olduğundan zaten artık eski tadı veremiyor.
Bir kez daha kendinizi yalnız hissetmeye başlıyorsunuz. Bir daha böylesi bir sıkıntıya girmemeye karar veriyorsunuz. Fakat bütün zahmetine rağmen bu da bir ihtiyaç olduğundan dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsunuz sonunda.
Burada ortaya çıkan gerçek ise üzücü.
İki insanın birbirini tanıyana ve anlayana kadar verdiği emek az buz bir şey değil. Zaman harcıyorsunuz. Sevgi biriktiriyorsunuz. Fedakarlıklar yapmak zorunda kalıyorsunuz. Günün birinde yollar ayrıldığında ise bütün bu çabaları adeta çöpe atmış oluyorsunuz.
Belki de bu yüzden insanlar giderek daha yalnızlaşıyorlar. İnsana yatırım yapacaklarına eve bir hayvan alıp onunla ilgilenmeyi tercih ediyorlar. İtiraf etmek gerekir ki hayvanlar bu şekilde duygu israfına sebep olmazlar hiç. Bir köpeğe yemek verdiğinizde, onu kollayıp sevdiğinizde o artık ömrünün sonuna kadar sizin dostunuz olur.
Dediğim gibi, galiba bütün sır “mesafe” sözcüğünde saklı.
Herkese hak ettiği kadar ilgi göstermek ve bu arada kendi hayatından ödün vermemek bir çare olabilir. Sonuçta insansız yaşanmayacağına göre elde tutulacak en etkili silah hoşgörüdür diyebiliriz.
Arkadaşlık ile dostluk arasında kalın bir çizgi var. Türkçe’de pek çok isim ve sıfatı bol keseden harcamaya alıştığımız için “dost” kelimesini de her önümüze gelene söyleyiveriyoruz.
İki insanın dost olabilmesi için yıllar geçmesi, çeşitli imtihanlardan geçilmesi gerekir. En ufak bir sıkıntıda kopuveren bir ilişki asla dostluk olamaz.
Gün içinde pek çok kişiyle tanışıp konuşuyoruz. Zaman zaman onlarla dertleşiyoruz bile. Ama bu durum olsa olsa arkadaşlık diye adlandırılabilir.
Hepimizin başına gelmiştir. Kanımızın kaynayıverdiği, samimi bulduğumuz, hatta sevdiğimiz insanların bir süre sonra değiştiğine hatta bizi üzecek davranışlarda bulunduğuna şahit olmuşuzdur.
Bu neden böyle olur, neden değerli bir hazine olan dostluk bozuk para gibi harcanır, anlaması zor.
Hayat şartları ve psikolojik dalgalanmalar sebep olarak gösterilebilir elbette. Ama sevgi varsa ve kalbin derinlerine yerleşmişse bir defa, o zaman hiçbir şartın bunu değiştirememesi gerekmez mi?
Benim bakış açım belki biraz romantik ve fazla hassas bulunabilir. Buna da saygım var. Ama insanlar arasında bir takım temelleri atıp üzerine
ilişkiyi inşa etmek öylesine zor ve zahmetli bir iş ki, her defasında yeniden başlamak zoruma gidiyor.
Tabii yine de aslında kaybeden taraf, kullanan taraf oluyor. Çünkü kötü niyet önünde sonunda ortaya çıkıyor ve hayatta bir destek olarak gördüğünüz kişiden mahrum kalıyorsunuz.
Kısacası arkadaş çok ama dost, yok denecek kadar az. Bu da dünyadaki acı gerçeklerden bir tanesi işte.
Saygıyarımla
Ali İlker Karaosmanoğlu